Rss Feed

Umut Karacaoğlu

n'apsaydım, banka mı soysaydım?

sivas şeysi.

Temmuz 2nd, 2012 by , under alacakaranlık kuşağı, Boğa Boku, Ricardo Dominic Şov. 13 Comments

millet olarak bazı şeyleri çok büyütüyoruz. böyle bir abartma huyumuz var. hatırlarsınız, 2 temmuz 1993 yılında sivas’ın gözde otellerinden madımak‘ta bir yangın çıktı. (belki de elektrik kontağından yani, ne biliyorsunuz?) (daha&helliip;)

Tags: , , , , ,

her iki kişiden biri, yanındakinin yüzüne tükürsün.

Temmuz 11th, 2011 by , under Boğa Boku. 5 Comments

* fransız devriminin bi’ balkona çıkıp konuşma yapma kısmını aldık çok şükür. hoş o vatikan’dan da arak olabilir. elimizde net bir bilgi yok. (daha&helliip;)

Tags: , , , , , , , , , , , ,

she fucking hates me..

Nisan 14th, 2010 by , under Boğa Boku, Ricardo Dominic Şov. No Comments

anamız bizi sevmedi; çirkiniz, çirkiniz..

anamız bizi sevmedi; çirkiniz, çirkiniz.. (daha&helliip;)

Tags: , , , , , ,

kesmez ama evet ?

Şubat 9th, 2010 by , under Boğa Boku. 5 Comments

bir umuttu herhalde bu “yetmez ama evet.” çünkü gördüm, samimiyetle, naif bir şekilde ve “bir umutla”; siyasi analiz ve görüşlerine güvendiğim, bu uğurdaki çabalarını beğendiğim insanlar da katıldı bu kervana..

(daha&helliip;)

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

amino asit, çükino kezzap.

Kasım 2nd, 2009 by , under Boğa Boku. 2 Comments


* sn. gül bir gün bostancı üçel’de kokereç yiyormuş. rte gelmiş yanına “yi aslanım yi, ab’ye girince hep yasaklanacak bunlar” demiş. sn. gül’ün içi yanmış; bağırmış bankonun arkasına doğru; “hoca ayran çeek!”; Nasrettin hoca fırlamış ocağın arkasından; “çekeyim tosunum” demiş; “ayran, ayanı, ayrana, ayranda, ayrandan.”


* geçen hafta kuzenimin düğünü vardı; yani önünde sonunda evleniyor insanlar bunda çok acayip bir şey yok. işin acayip kısmı düğünden sonra halamla konuşurken ortaya çıktı. biraz gerginlik falan oldu ben de dağılsın diye aklıma gelen en saçma şeyle halama sataştım;

u.k.: hala sana cem’in selamı var.
h.: hangi cem’in?
u.k.: diz eyn’t nating bat e samır cem’in.

bu orta karar klasik bir saçmalıktı ama halamın cevabı tarihe altın harflerle yazılacak cinsten bir cevap oldu;

h.: sana “se”nin selamı var.
u.k.: hangi “se”?
h.: cips.
u.k.: ?..

tamam kötü espirinin hayranıyım ama düğün günü de olmaz ki.. orada mutlu bir olay var. kuzenlerin birinden kurtulmuşum sonuçta.. hala, yaktın beni..

* he tabi bu kötü espri işine bir değinmek lazım. olumsuz bir durummuş gibi görülmesi beni üzüyor. oysa kötü bir espri yapmak sanıldığı kadar kolay değildir. insanlar muhabbet ederken gülmeye zaten meğillidir; bu nedenle biraz mimik, jest ve karakterinizle besleyebiliyorsanız “10” üzerinden “3” alabilecek vasat esprilere bile gülerler. oysa “10” üzerinden “1” daha da iyisi/kötüsü “0” alabilecek espri nadirdir ve zor bulunur. muhabbet boyunca onu kovalarım, bulursam yaparım. herkes sus pus olur, dillere lal iner.. “ne gerizekalıymışsın u.k.” diye geçirirler içlerinden.

ha şunu bileydiniz..

* bir de bu kötü espri sonrası oluşan sessizlik var. acı sessizlik. asıl oly odur işte. kötü espriyi iyi espriye tercih etme sebebidir. bu sessizlik adeta bir katharsis anıdır. iyi veya vasat espriler insanı güldürür, güzeldir ve gelir geçer. oysa gerçekten kötü bir espri yıllarca hatırlanır; akabinde oluşan o ölü evi sessizliği yüreklere kahır gibi çöker. espriyi yapan insan adına herkes utanır ve eli ayağı tutulur. doğru düzgün tepki bile verilemez. herkesin diyeceğini ağzına tıkar, muhabbeti keser atar ve o ortam asla eskisi gibi olamaz bir daha. herkese bir bıkkınlık, bir bezmişlik gelir; duyulan utançtan bir iki saniye sonrası “ne arıyorum lan ben burada” hissiyatıdır. hayatta çok az şey vardır ki kötü espri kadar etkili olsun. gene büyük büyük konuştum örnekleyeyim de tam olsun. sevgili dost fırat ataç’ın şu fıkrası buna bir örnektir;

komutan temel’i yanına çağırır, sorar;

k: adın ne evladım?

t: temel ama “c”si yok.

komutan sinirlenir; “ulan temel’de ‘c’ olur mu?”

t: e biz de yok dedik mına ke.

* babacım bu sosyal bilinç projeleri, bu projelerin gönüldaşları ve yaratıcıları, reklamcıları; neden hep bi’ dramatizasyon/ajitasyon yaklaşımındalar anlayamıyorum. yani millet olarak bir şeyden etkilenmemiz, dikkat etmemiz için illa acıklı mı olması lazım. türkiye’de engelli olmak, genç kızlar okula gitsin falan filan; niye hep ağlamaklısınız arkadaş? bu toplumsal gerçekçi sinema kafasını bırakmanız lazım acilinden. fakir hayatı anlatırlardı ya böyle; ama adam fakirlikten ölse de hayatında güldüğü hayattan zevk aldığı anlar olur gerçek yaşamında. bunları es geçmek daha mı gerçekçi daha mı duyarlı yapıyor yani bizi?

bugün beşiktaş’ta bedensel engelli biri, üzerinde “i’m not normal” yazan bir tişörtle geziyordu. bende daha fazla engeli aşmış, benden daha az engelli bir insandır gözümde. ha kendisini, o projeleri yaratanlardan da daha az önemsediğini düşünmüyorum. bırakın oğlum her şeyden acı kotarmayı. siz neyse onu söyleyin; biz, siz yakınmadan da anlarız.

* “ben terbiyeyi, terbiyesizlerden öğrendim.” ( ebül’ala ma’ari)


* “ben terbiyeyi, cibiliyetsizlerden öğrendim.” (ricardo dominic)

Tags: , , , , , , , , , ,