Rss Feed

Umut Karacaoğlu

n'apsaydım, banka mı soysaydım?

şiirinin seslerini bir orkestra şefi gibi “ayarlayan” komünist!

Haziran 3rd, 2010 by , under Boğa Boku, Dene-meme, Şiir. 2 Comments

“hayatı bir tren yolculuğu farz ediniz. kompartımanda birçok insanlar oturuyor. kiminin sırtı lokomotif’e dönük. geçilmiş yerleri seyreder dururlar. bunlar doğuştan gericilerdir. hep eski zamanla uğraşırlar. mesela şair yahya kemal’i örnek gösterebilirim. hatta bana bir gün demişti ki:

ömrümüz hatıralardan ibarettir. ömrü ileriye doğru uzatmak pek elimizde olmadığına göre kendimizi geçmişe verip uzun yaşamalıyız. benim tarihle uğraşmam asıl bu sebepledir.

tren yolcularından kiminin yüzü ise lokomotife dönüktür. böyleleri ilericidirler. hele pencerenin yanında oturup başını yaslayan adam, yalnız ve yalnız ileriyi görebilir.

nazım’ı da ruh yapısı bakımından bu sonuncu tip sanat yolcularından saymakta isabet vardır. gözleri, varılacak yönde bir şey umduğu, beklediği ve hayalinde kavuşma sahneleri yaşadığı için, pencereden geriye doğru kayan ve kaymış bulunan manzaraları şaşılacak derecede umursamıyor; hemen unutuyordu.

hafızası zayıf olup eski günlerle uğraşmadığı için çocukluk hayatına dair hemen hiç hatırası yoktu. bir amnezi geçirmiş gibiydi.

sonraları bütün melekleriyle birlikte hafızasının da kuvvetlendiğinin delilini, 1951’den itibaren ölünceye kadar memleket hatıralarını yansıtan ve hasret ifade eden şiirlerinde buluyoruz.”*

gönül isterdi ki, burada usta’nın şiirlerinden, oyunlarından bahsedeyim. şiirlerinin başlı başına bir melodi içerişine şaşalım.

va-nü’nün dediği gibi gene “elleriyle kollarıyla, şiirinin seslerini bir orkestra şefi gibi” ayarlasın.

ölüm yıldönümünde, isterdim ki hasretiyle öldüğü memleketi, hayallerine yakışır olsun. bugün usta’yı ananlar sırf bu sebeple, iki kez üzülmelidir.

yapıtlarını iyi veya kötü eleştirebilecek düzeyde olmasam da, nazım hikmet’in şiirinin başkalığını ve mükemmelliğini ben görmek istemesem bile, her okuduğumda o ses bana bunu tekrar kanıtlıyor. artık nazım hikmet yılı bile düzenliyoruz gerçi, anlatılacak olanları hemen herkes biliyordur.

“aydın olmak nedir?” ya da “aydın kime denir?” gibi sorular bence nasıl yanıtlanırsa yanıtlansın, fiziki olarak bir kişiliğe, karaktere bürünmeden doğru dürüst anlaşılamaz/anlatılamaz. hangi alanda olursa olsun aydınların kendilerine özgü bir karakterleri vardır.

mustafa kemal bir aydındır, nazım hikmet, hasan ali yücel, atilla ilhan aydındır bence mesela. ve topluma herhangi bir alanında öncü olma özelliği taşırlar. attilla ilhan da nazım hikmet de, sanat alanında olmalarına karşın, güçlü ideolojilere sahip kimseler.

bu insanların yapıtlarını (sosyal/toplumsal mesaj içermeyen eserleri için de söylüyorum bunu); ideolojilerinden koparırsanız, güzelliklerinden belki bir şey kaybetmezler ama aydınlıklarını görmeden okuyup geçersiniz. aydınlıkları kaybolur. şekli bozulmaz belki ama etkisi yamulur.

aydının eseri, ideolojisinin ışığıyla parlar; mustafa kemal’in yalnızca eserinin var olduğu, ideolojisinin çıkarılıp, kopartıldığı bir türkiye düşünebilir misiniz?

elbette düşünebilirsiniz.

bugün bir pazarlama stratejisi açısından belki mantıklı bir hareketle, nazım hikmet alelade bir şairmiş gibi lanse ediliyor. öyle satılıyor.

oysa nazım hikmet bir komünistti, hatta komün jargonuyla, ateşli bir partizandı. sevdaları içinde en güçlü yerlerden birini tutuan bu hususiyeti ondan koparıp, karşımıza pürü pak, “liberal bir vatan şairi(?)” kaypaklığıyla gelecekseniz.. hiç zahmet etmeyin!

eminim ki, “vatan haini” olarak anmaya devam ederseniz, daha haysiyetli bir şey yapmış olursunuz.

işe, pencere kenarına gidip “o, bir pazar günü ilk defa çıkarıldığı güneş’in altında”, usta’ya teşekkür ederek değil, o’ndan özür dileyerek başlamalıyız. dışarıya baktığımızda gördüklerimiz için..

ölüm yıldönümünde isterdim ki, hasretiyle yana yana, uğruna; yüzünde “jokond’unkine benzer bir gülümseme”yle öldüğü memleketini, penceremizden baktığımızda; hayallerine yakışır bir aydınlıkta görseydik.

olmadı..

demek ki göçtü usta,
kaldı yürek sızısı.
**


*

yazıdaki linklerde nazım hikmet’in şiirlerini bulacaksanız. tavsiye ederim..

*:  vala nureddin, bu dünyadan nazım geçti.
**:   hasan hüseyin, haziran’da ölmek zor.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Comment 4 Tweets

2 Comments

Umut Karacaoğlu » Blog Archive » 07 rotring’le devrimcilik keyfi ve yaşar kurt ve cahit külebi  on Haziran 6th, 2011

[…] şiir gibi şiir (ne demekse artık). ama nazım hikmet‘ten farklı olarak anladık ki onun şiirinde melodi yok; duygu gani. e yaşar kurt […]

Umut Karacaoğlu » fatmagül’üm, sushi ye (tmsf, freddie mercury ve kanada üzerine)  on Ekim 6th, 2013

[…] türkiye’nin en iyi füturistik yapıtlarının da sahibi –daha pek çok en iyi ile birlikte- nazım hikmet’tir bence. mayakovski etkisiyle mayakovski’den iyi, sscb rüzgarıyla sscb’den güçlü […]

Leave a Comment

Additional comments powered by BackType