Rss Feed

Umut Karacaoğlu

n'apsaydım, banka mı soysaydım?

gain up to 5+ inchs in length!

Mart 30th, 2010 by , under Boğa Boku. No Comments

birbirimizi kandırmayalım, siz de gayet iyi biliyorsunuz ki ta..ak aslında tek “ş” ile yazılır. ama yine de ben ve benim gibi bir kısım türk aydını, bu kelimeyi doya doya çift “ş” ile yazar ve söylerler. çünkü kimi durum ve olguları anlatabilecek; göğsünü gere gere, şöyle çift “ş”li ve ağız dolusu söylenen “ta..ak”tan daha münasip daha uygun bir kelime yoktur.

işte ben de bu mektubu, böyle çift “ş”li bir olgunun içindeki çift katlı ranzamın üst katından yazıyorum..

içerisi zifiri karanlık ama kendime 1.20 ytl’ye çok kral bir lamba aldım. bu, kimi er ve erbaşı tedirgin etti tabi. yine de gururlu bir maden işçisi gibi yattım ranzama, mandalı vasıtasıyla kafama taktığım lambayı açtım ve sistemle savaşıyorum. bu sistem daha önce savaştıklarımdan biraz daha farklı.

bi’ kere değişik bir kokusu var; iki hafta üstten hiç çıkmamış haki renk fanila; artık bacaklara yapışmış “ta..aklar” ve sivile dönünce muhtemelen değiştirilmesi gerekecek ayaklardan yükselen bir koku..

anlayacağınız bu sistem bayağı bi’ zorlu.. system of a dawn sendromu adeta?

umarım “ta..ak” dememe alınmıyorsunuzdur, çünkü demek durumundayım. lügatımı zorlayan, kelime haznemi dumura uğratan bir ortam burası. ben de buraları leylak kokularıyla, çiçeklerle böceklerle anlatmak isterdim (yok yok, böceklerle anlatmak istemezdim) ama şuan hayatımdaki en ağır gerçek; ta..ak, ta..aklar. iki yüz elli civarında ta..akla yan yana uyuyorum.

bi’ yedi yüz elli civarında da arkada, cezaevinde var;

anlayacağın biz yaklaşık bin ta..aklı dev bir aileyiz..

bu kadar çok ta..ak dedikten sonra insan bir karasızlık yaşıyor aslında, bu sevimli uzuv gerçekten de gördüğü ilgiye layık mı? ya da gerçekten onlardan, salınımlarından, o şuh devinimlerinden, bahsetmeli miyim? oh yes beybi boy.. bahsetmezsem macera olmaz. yoksa bana ne bahardan yazdan, bana ne pipten ta..aktan..

burada derin bir boş vermişlik ve yüzeysel bir algılamayla geçiyor günlerim, gecelerim. yazdıklarımdan yüzeysellik kısmı anlaşılıyordur zaten. ilk geldiğimde nöbetçi çavuştum; halk arasında bilinen adıyla “kollukçu” yani.

kolluk on board;

adından da anlaşılabileceği gibi bu misyon kola takılan kırmızı bir “nöbetçi çavuş” kolluğu ile yapılıyor. bu görev genel olarak; bölük binasındaki işleri düzene koymak, temizletmek, sessiz ve düzenli olmasını sağlamak, hastaneye ve mahkemeye gidecek mahkumlar için asker ayarlamak, iki saatte bir kule nöbetine gidecek on iki askeri uyandırmak, silahlarını vermek, doldur-boşaltlarını (iyi manada) yaptırmak, gelen nöbetçilerin silahlarını almak ve yatmalarını sağlamak, boş kaldığında ise sağda soldaki askerlerle “şafak kaç tertip?” ya da “asker abi, bi’ sigara be abim?!” muhabbetlerine girmek gibi vazifelerden oluşuyor.

yirmi dört saat boyunca böyle, ondan sonraki yirmi dört saat boyunca (haydii beyler sipooor diye bağıran br deli çıkmazsa) da izinli sayılıyorsun.; eşofman-terlik giyip telefon kulübesi civarında sigara içiyorsun. bu görev beni pek sarmadı esasen. zira, hemen hemen hiç boş vaktin kalmıyor ve senden ortalama bir hödüklük dışında hiçbir şey beklemiyor. gece ikide veya dörtte yatağından kaldırdığın askerlerin ettiği küfürler nedeniyle, uyku sersemi vatan evlatlarına attığın kafalar da cabası..

ziyaretçi mahalli on board;

akabinde kendime daha ilginç bir mahalli buldum; ziyaretçi mahalli. adından da anlaşılabileceği gibi bu bölüm mahkumlara gelen ziyaretçilerle ilgili bir bölüm.

kendilerini posta posta içeri alıyor, eşyalarını ve kendilerini arıyorsun. ilk başlarda zevkli olan bu  part-time iş daha sonra saçmalaşmaya başladı. uyuşturucu satıcıları, kadın satanlar, çeteciler gibi elit insanların ziyaretçileri de elbette kendileri gibi elit oluyor. mahkuma kullanılmış don getirenden tut da, memelerinin fotoğrafını kocasına ulaştırmak isteyenlere kadar türlü manyak burada barınıyor.

babası silahlı tehdit ve gasptan yatan bir mahkumun kızının, telefonunu bir kağıda yazıp, üstüne de ‘çarşıya çıktığında buluşalım” diye not düşmesi olaylara farklı bir boyut katıyor. yanlış olmasın bu benim karşı konulamaz cazibemin etkisi falan değil; kim bilir ne isteği var kızcağızın.. ama uzman çavuşun bu spektaküler hareketi görmesi ve şikayet etmesi sonucu bu görev de burada noktalanıyor.

kurye on board;

daha sonra, kısa bir dönem kurye oldum. adından da anlaşılabileceği gibi, bu kurye denen hadise askerliğin, askerlikle en alakasız kısmı.

sivil kıyafetlerini giyiyorsun ve o karakol senin bu komutanlık benim ha babam evrak götürüp getiriyorsun. kurye iki kişi olunca bir tanesi dışarıda sürterken diğeri saçma sapan evrak işleri ile uğraşıyor ve rütbeli görmekten sıtkı sıyrılıyor. atıyor kendini sokaklara, vuruyor kendini firara.. dışarıda vakit geçirebilmek için ideal bir alan aslında ama her mesleğin olduğu gibi bunun da nahoş kısımları var. neyse bunlar gizli konular?

zaten ilerleyen günlerde kuryeliğimin kolpadan olduğu anlaşıldı, tek kurye yeterliydi, ben alenen ordumuza yük oluyordum.. böylece askerlikteki son mesleğime kavuştum; nizamiye.

nizamiye on board;

adından da anlaşılabileceği gibi nizamiye; her şeyin kararında, nizamında olduğu bir mekan.

mesela fenerbahçe’nin maçı mı var, izleyebiliyorsun; ama sesini açamıyorsun. alex gol mü attı, sevinemiyorsun, hadi sevindin diyelim; yanındaki askere sarılıp “oh babalar be ne çaktık!”diye bağıramıyorsun, gol mü yediler, hüzünlenemiyorsun; hadi hüzünlendin diyelim, hakeme küfredemiyorsun. fair play’in hakim olduğu bir konsept bir duyumsayış yani.

neden, çünkü burası nizami bir mekan. tam bana uygun bir yer yani; düzenli, dakik ve güvenilir.

nizamiye mevzu bahis olunca, daha önce değindiğim bir konuya, ta..ak konusuna geri dönmek gerekiyor.

çünkü nizamiye, her türlü giriş çıkışın kontrol edildiği ve kaydının tutulduğu bölüm. işte bu noktada ta..aklar devreye giriyor. gelen mahkumu, bir kabine alıyorsun ve donuna varıncaya kadar soyuyorsun. buraya kadar olanlar askeri ölçüler içerisinde kabul edilebilir.

sonuçta bir mahkumla jandarma arasında –küçücük bir kabinde çırılçıplak dahi olsalar- yaşanabilecek şeylerden sonuncusu bile sevgi veya aşkla ilgili bir şey değil. öyle bir duygu, öyle bir coşku yok jandarmada. ama iş bu noktadan sonra manyaklaşıyor.

ta..aklarına kadar aradığın mahkuma aynen şöyle diyorsun; “arkanı dön, çömel.. ve ee.. nasıl desem, üç kere şiddetlice öksür!”

mahkum doğal olarak şaşırıyor; ”ne? ne yapayım?”..

merak etme ben profesyonelim” diyorum, “seninki gibi kaç mahkum g.tü gördüm ben.. peheey.

yine de bu sözler pek rahatlatmıyor mahkumu tahmin edersiniz ki. ama eli mahkum. hatta kendisi de mahkum. onun için aynen söylendiği gibi arkasını dönüyor, çömeliyor ve üç kere şiddetlice öksürüyor.

bunun amacı kesinlikle sapıklık veya mahkum g.tleriyle ilgili yapılan bir araştırmaya veri sağlamak değil. eğilince gerilen popo deliği (makat) kaslarının şiddetle öksürürken açılması ve affedersiniz ama p.s.y.m.’nin yani “popoya sokulabilen yasa dışı maddeler”in dışarı çıkması.

gündüzcü olarak başladığım bu nizamiye macerasına gececi olarak devam ediyorum bu sıralar. edebiyat dünyasına delice dalıp çıkıyoruz. ortağım çavuşla ketıl aldık, şuursuzca kahve içiyoruz. size de tavsiye ederim.

yani diyeceğim o ki dizilerde, filmlerde falan görüp de özenmeyin hapishane ortamına. öyle çok da hoş bir mekan değil burası. basketbol oynayan, vücut geliştiren zenciler yok. allahtan da yok gerçi. zenci ve çıplak bir mahkumla aynı kabinde olmak beni ve tüm jandarma alemini şaşırtır, meslekten soğuturdu muhtemelen. tavsiye etmem.

*


not: ayrıca; can beybi’ler, gönderdiğiniz envai çeşit kitap için çok teşekkür ederim. burada bir takım cahil benim, bir takım cahil mahkumun ve bir takım cahil askerin gerçekten çok işine yarıyorlar ve yarayacaklar. yalnız kendini bilmez bir urb, çılgın isyankar cezmi ersöz’den nadide bir eser göndermiş. kendisini en yakın zamanda cezaevine bekliyorum. tavsiye ederim.

bu mektup aslında tüzel bir kişiliğe daha uzunca yazılmıştır lakin -bilmem teşekkür yerine geçer mi- bu hali yardımsever ve sevmez tüm urb’lere ithaf olunur. tavsiye edilir.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Leave a Comment

Additional comments powered by BackType