Rss Feed

Umut Karacaoğlu

n'apsaydım, banka mı soysaydım?

Hücre.

Haziran 21st, 2013 by , under alacakaranlık kuşağı, Dene-meme. 18 Comments

 

“Nereye çıkacağını bilmediğin bir deliğe girmenin garip sonuçları vardır.”

– Ricardo Dominic,  ‘Kırgız Türkleri’


Eğer duvarları camdan bir odadaysanız, ahlaklı olmak zorundasınız.

Duvar, sanılanın aksine özgürlüğü kısıtlayan değil; özgürlük alanı yaratan bir yapıdır.

Batı-berlin ile doğu-berlin duvarla ayrıyken birbirinden, kendilerince özgürdüler.

Ama yanlış anladık bunu;

doğudakiler batıya, batıdakiler doğuya geçemiyor diye özgürlüğün kısıtlandığını sandık.

Büyük bir özgürlük kazancı gibi sunuldu ve yıkıldı güzelim duvar.

Oysa onlar; kimsenin bir diğerinin özgürlüğünü gaspetmesine olanak tanımayacak ar saklayan, bebek tenli bir duvar örmüşlerdi.

Yıkıldı gitti yazık..

O duvar camdan olsaydı; her şey çok farklı gelişirdi.

W. Benjamin londra’da bir oteldeyken kapılarını asla kapatmadan hayatını sürdüren tibetli rahiplerle aynı katta kalmaktadır. Onlara hayran olur.

İlerleyen zamanlarda buradan esinle şöyle bir sözü vardır;

“camekandan bir odada yaşamak; işte kusursuz bir erdem”

Oysa aynı katta tibetli bir oğlancı olsaydı?

Ve kapısını hiç kapatmasaydı..

Bu sonsuz özgürleştirici erdem ve bu mükemmel eylem,

oğlan inlemeleri ve tibetlinin devinimlerinin gürültüsü gene erdemle mi anılırdı acaba?

Otelin o katındaki asıl paradoks şudur ki;

+

kendini,

duvarla çevrili bir yere kapatmak ve dışarıya açılmamak;

-aynı zamanda-

dışarıyı;

duvarla çevrili bir yere kapatmak ve kendine açılmak

demektir.

Biz aslı olmayan bir alışkanlıkla duvarlar arasında kalan ve öbür tarafa göre daha küçük hacimli olan yere ‘içeri’ deriz. ‘içeri girdim, içeri atıldım, içeride’ gibi..

Oysa bizim bulunduğumuz nokta her zaman dışarısıdır. İçerisi, diğerinin durduğu yerdir.

Tavşanla alice‘i hatırlarsınız;

alice tavşanın hangi kapının arkasında olduğunu , ses yordamıyla buldu ve kapının önüne geldi. kapıyı çaldı sonra açmaya çalıştı. ama kapı kilitliydi…

tavşan bağırdı:

T: neden kapıyı çalıyorsun?
A: çünkü içeri girmek istiyorum.
T: neden?
A: çünkü yanına gelmek istiyorum.


tavşan kapıyı açar;  içeri girer.  alice’in tam yanında durur.


T: işte; şimdi içerdesin. (lewis carroll – alice’s adventures in the wonderland)

+

Tavşan camla çevrili bir odada olsaydı yine de o kapı çalınır mıydı?

Alice içeri girmek ister miydi?

İçerisinin nasıl bir cehennem olduğunu merak eder miydi?

Nasıl ki dünyanın en özgür alanları ardı görünmeyen duvarlarla çevriliyse;

insanın en özgür alanları da benzer duvarlarla çevrilidir.

Kişiliğimizin en özgür kalabildiği yerlerdir onlar.

Kendine duvarlar örmekten bahseder yazarlar. *

Başkası görsün istemeyiz, görülme isteğimiz yoktur.

Bizimdir orası, diğerlerine kapalıdır.

+

‘Birinci tekil şahıs’ın;

hem en tekil

hem en şahıs

hem de birinci

olabileceği tek yerdir.


 

Eğer her şeyin mümkün olduğu bir yer varsa; orası mutlaka kalın duvarlarla çevrili bir yerdir.

Tıpkı odam gibi.


Eğer başka bir dünya gerçekten mümkünse, ancak duvarların ardında mümkündür.

Tıpkı odam gibi.


(*: kendini diğerlerinden korumak kadar; diğerlerini de kendinden korumak içindir bu duvarlar.

Özgürlüğümüzü korumak ve diğerlerini bizim özgürlüğümüzden korumak..

Çünkü özgürlük çok tehlikelidir.

Hem özgür olan için tehlikelidir; hem de diğerleri için.

Özgürlüğün kaynağı olan duvarlar, bunun tehlikesini savuşturmanın da teminatıdır aynı zamanda.)

Hapishaneler, özgürlüklerini doyasıya kullananlarla doludur.

Tehlikeli özgürlüklerin, özgürlüklerini diğerleri için tehlikeli şekilde yaşayanlarla aynı yerde tutulması içindir.

Orada tutulan özgürlükler, dışarıda bizi, içeride onları özgür kılar.)


Aslen duvar; ardında her şeyin ‘olabileceği’ ama hiçbir bok olmayan bir şeydir.

Duvarın tüm vaadi budur.


Duvarın hangi yanındaysanız; asıl olay mutlaka diğer tarafta dönüyordur.


Oysa camdan bir duvar  süstür, bir dekordur yalnızca.

Camdan bir duvarın herhangi bir vaadi olamaz.

+

Devekuşu gibidir camdan bir duvar;

türünün en önemli özelliğinden yoksun bir gudubettir.

+



Bir hocam “özgürlüğünün sınırı, bir başkasınınkinin sınırına değdiği yere kadardır” derdi. O zaman öyle kalın duvarlar lazım ki bize; diğerlerinin özgürlükleri çarpıp geri seksin.

Öylesine bir yalnızlık lazım ki; kimsenin özgürlük alanının gölgesi bizimkinin üzerine düşmesin.


Yalnız ve dört duvar arasında.. Bir insan daha özgür olamaz.

Bir duvarın üstünden atlayabiliyorsanız, o duvar değil bir harabedir ancak.

Kapısı olan bir duvar, kötü bir şakadır muhtemelen.

Yüce bir duvar; çin seddi; özgürlükleri korumak için yapılmıştır ve bu özgürlük tutkusu öyle bir kudrettedir ki; uzaydan bile görülebilen devasa bir duvar çıkarmıştır ortaya.

Aynı muhteşemlikteki bir diğer duvar benim odamın duvarıdır.

Uzaydan görülemez ve bu beni çok mutlu eder. Tabi muhteşemliği yalnızca kapısı kapalı ve kilitliyken ortaya çıkar.

Eğer kapısı açıksa, orası; bırakın bir özgürlük alanını, oda bile değildir.

Bir çıkıntıdır en fazla, beton yığınları arasında bir ayrıntı.

Oysa kapı kapanıp da, anahtar kilitte bir tur döndü mü; dünyanın en muhteşem, en özgür, en yalnız, en yaratıcı, en ayrık yerine dönüşür birden. Dünyanın merkezine ve diğerlerinin bilmediği gizli bir yere dönüşür.

Evrenin bir sırrı varsa eğer, mutlaka duvarlarla çevrili bir yerdedir.

Tıpkı odam gibi.


Benim için ne denli önemli olduğunu ve eğer istersen, özümde var olan kişinin yaratıcısı olabileceğini bilmeni istiyorum. Yalnızca sen, maskemin altında olanı görebilirsin. Yalnızca sen beni, ürkü, kuşku ve yalnızlıktan oluşan karanlık dünyamdan kurtarabilirsin. Bu nedenle ne olursun yanımdan geçip gitme. Bunun senin için kolay olmayacağını biliyorum. Çünkü değersizlik inancı, güçlü duvarlar örer. Sen bana ne denli yaklaşırsan, ben de bilinçsizce o denli kaçabilirim. Görüyorsun, en çok gereksinme duyduğum şeye karşı savaşıyor gibiyim sanki.

 

Ama sevginin duvarlardan güçlü olduğunu söylerler. Tek umudum da bu. Öyleyse, güçlü ama sevecen ellerinle yık bu duvarları. Sevecen ol, çünkü içimdeki çocuk çok duyarlıdır ve duvarların gerisinde büyüyemez. Öyleyse vazgeçme. Sana gereksinmem var.


(charles c. finn – don’t be fooled by me)



 

 

Ve sevgililer,

birbirlerinin duvarlarını;

sevgiyle ve itinayla,

benzeri görülmemiş bir tutku ve inatla,

beyin ameliyatı yapan bir cerrahın ihtimamıyla,

saniye saniye,

dakika dakika,

an be an,


yıkarlar.


+

 

Oysa birisinin yoğun ve yıllar süren bir emek sonucunda ördüğü duvarları yıkıyorsanız;

ona özgürlüğünü koyabileceği duvarlarla çevrili başka bir yer vermelisiniz.

Mesela kendinizinkini..

Ona başka bir yerde özgürlük alanı yaratabilmelisiniz;

mesela sizinkinin yerinde..

er geç, onun özgürlüğü sizinkinden, sizin özgürlüğünüz onunkinden çalacaktır.

+

Duvarın, feodalizmi olanaklı hale getirdiği ve rejim olarak kurduğu söylenir.

Yıkılan duvarların da, köleci üretime döndürmesi şaşılacak bir şey değildir.


+


Ortak yaşam; sürekli ve galipsiz bir toprak savaşıdır.


En moderni bile, feodal yasalarla çalışır.

Galipsizdir çünkü; galibin de zaferini ilan ve ifşa edebileceği bir alanı kalmamıştır..


İnsanlık ayıbıdır diye yıktılar berlin duvarını.

Oysa insanların ayıbı başkalarının duvarlarının ardındakini

-merak

ve

gasp-

etme isteklerindedir.

Duvar ve ardı, ayıp değildir.

Ayıp, siz duvarın hangi tarafındaysanız, mutlaka o taraftadır.

Oysa ayıpsız, özgür bir dünya mümkün..

+

O zaman öyle kalın duvarlar lazım ki bize; diğerlerinin özgürlükleri çarpıp geri seksin.

Öylesine bir yalnızlık lazım ki;

kimsenin özgürlük alanının gölgesi bizimkinin üzerine düşmesin.

Yalnız ve dört duvar arasında..

Bir insan daha özgür olamaz.

Tags: , , , , , , , , , , ,

6 Comments

18 Comments

esra bihter aytas  on Eylül 24th, 2009

uzun tabi

This comment was originally posted on FriendFeed

tugrul akin  on Eylül 24th, 2009

dikkat uzun çıkabilir?

This comment was originally posted on FriendFeed

Umut Karacaoğlu  on Eylül 24th, 2009

yani, baştan söyleyeyim de sonra yok efendim “bize kısa lazımdı” vay efendim “kısa zannetmiştik mağduruz” falan olmasın.

This comment was originally posted on FriendFeed

esra bihter aytas  on Eylül 24th, 2009

uzun olmasa karışık yazıyorsun. nıç hiç olurun yok.

This comment was originally posted on FriendFeed

Cihan YILMAZ  on Eylül 24th, 2009

yaw harbiden uzunmuş. beğendim ama

This comment was originally posted on FriendFeed

Umut Karacaoğlu  on Eylül 24th, 2009

tenkü. gittikçe uzayan, heyecanlandıkça büyüyen edebiyatımla gene sizlerleyim.

This comment was originally posted on FriendFeed

dummy  on Eylül 24th, 2009

ricco siplintır’a hakim olmaya kaldığı yerden devam ediyordu. gerçi ricco biraz farklı çalışıyor, spaydırmendeki gibi vücudu değil yazıları ele geçiriyor hayret.
araklamacı, üstüne yatmacı ricco, herşeye rağmen şeytandan da bir tüy araklamış işi biliyor (seylıs&marketin). seminerlerde panellerde görmek isteriz. kib bye..

Ricardo Dominic  on Eylül 25th, 2009

bilakis klasik mertebesine ulaşmış yüzlerce roman, hikaye, öykü, türkü benden hırsızlamadır. buradan orhan pamuk’a sesleniyorum; “ayağını denk al orhan”

bana beyaz beremi giydirmeyin arkadaş.

cahilperi  on Aralık 15th, 2009

edebiyat dünyasında sıkça tekrarlanan bir tavisye vardır; bazı kitapları bir kez okumayın, üzerinden zaman geçtikçe tekrar okuyun, düşünceleriniz değişecektir, başka şeyler bulacaksınız diye.
hah işte tam da o oldu; bu yazıyı okuduğumda yaptığım yorumu hatırlıyorum da şimdi o yorumu yine inanarak yazmak isterdim oysa işler değişti, yazı değişmedi.

Umut Karacaoğlu  on Aralık 17th, 2009

aslında yazı da biraz değişti ama siz de değiştiğiniz için, değişimi ölçülebilir kılacak bir sabit kalmadı. dolayısıyla değişimi gözlemleyemiyoruz. oysa devir ve çelik ayna anda değişmiş ve biz bunu anlamıştık.

irma  on Haziran 27th, 2010

son zamanlarda okuduğum en güzel yazıydı, teşekkürler.

Umut Karacaoğlu  on Haziran 29th, 2010

ne demek irma, ben teşekkür ederim.

un  on Haziran 10th, 2011

dağınık olmasına rağmen güzel bir yazıymış..

Umut Karacaoğlu » Blog Archive » bunca yıl, ne kadar yaşayamadıysan; o kadar yaşlısın işte..  on Haziran 14th, 2011

[…] kanepenin bir çeşit hücre/saray haline gelmesi ve duvarın gerisinde akan hayatı […]

Anonim  on Nisan 2nd, 2012

güzel valla

zedenaya  on Nisan 2nd, 2012

değişik yani

picassoinblue  on Haziran 3rd, 2012

tokat gibi..

Chaotic_Pessimist  on Ekim 25th, 2013

Senin teninden önce duvarların var… Hmmm.. Evet olmuş..

Leave a Comment

Additional comments powered by BackType