Rss Feed

Umut Karacaoğlu

n'apsaydım, banka mı soysaydım?

fatmagül’üm, sushi ye (tmsf, freddie mercury ve kanada üzerine)

Haziran 19th, 2013 by , under Boğa Boku, Ricardo Dominic Şov. No Comments

Vural Kim Vurduya Gitti.

amerikan dizileriyle haşır neşir olanlar, genelde ilk olarak türk dizilerinin çok uzun olduğundan yakınıyorlar.. bu eleştiriye katılmakla birlikte, problemin dönemsel değil genetik olduğunu düşünüyorum. sonuçta biz işlevden ziyade azamete bakan bir milletiz. bize uzun lazım.

fatmagulun-sucu-ne-oyun-olduikinci eleştiri ise fantastik kurgulu yapımların olmaması yönünde.. tamam belki dizi bölümlerimizin %80’i ne amaca hizmet ettiğini sanat yönetmeninden (yapımcının yeğeni) başka kimsenin bilmediği karşılıklı koyun (merinos) bakışları ile geçiyor ama “fantastik türk dizisi yok” demek de cahillikten başka bir şey değil. belki biraz da gebeşlik..

fanteziden kasıt ne, hikayenin gerçek ötesi olması.. öykünün, zeminindeki ve zamanındaki gerçekliklere uymaması, hatta uymasının mümkün olmaması.

çok değil iki sene önce fantastiğin kralı bir dizi vardı mesela kanal d’de, “fatmagül’ün suçu ne?

hikayesi, köylü (masum) bir kıza tecavüz eden güçlü ailelere mensup dört şe’erli gencin yaşadıkları üzerine kurulu. sonunda da tecavüz suçuna bulaşan dört erkek bir şekilde cezalarını çekiyorlar. aralarında adalet sistemi tarafından cezalandırılan bile oluyor!

Üstelik oha, olaylar resmen günümüz türkiyesinde geçiyor.

kız bir ejderha gibi ağzından ateş topları fırlatsa veya ne bileyim görünmezlik gücüne  falan sahip olsa diyeceğim ki “tamam, olabilir”.

 

 *

Biz, Freddie Mercury’yi de İyi Biliriz.

freddiemercuryimg461ileri demokrasi bize değişik de bir bakış açısı kazandırdı. biliyorsunuz, batan veya finansal sürdürülebilirliklerini kaybeden yayın organlarını şöyle bir süreç bekliyor:

önce tmsf devlet adına firmaya el koyuyor, bir süre işlettikten sonra da ihale açıp; ihaleye en iyi hazırlanan, en yüksek fiyatı teklif eden, ihaleyi en çok isteyen, ihaleyi hak eden firmaya yani sonuçta çalık grubu’na satıyor.

tmsf geçtiğimiz süreçte bu duruma gelen show tv’ye el koydu.. belki inanılmaz ama türk örf, adet ve geleneklerine taban tabana zıt, tam bir marjinal tam bir terörist olan freddie mercury ile tmsf sonunda aynı paydada buluştular:

show devam etmeli.”

 

*

 

6a00d83451e1dc69e20147e162995f970b-800wi

Ne İçin Aradığınızı Unuttuysanız 7’ye Basın.

ediyor da.. turkcell çağrı merkezi’ni aradığınızda canlı bir operatör ile görüşmek isterseniz para ödüyorsunuz.

telefondaki robotla konuştuğunuz sürece sorun yok, o beleş. öncelikle turkcell’i, uzun vadede türümüzün faydasına olacak bu pozitif ayrımcılık nedeniyle kutluyorum. robotlar, insan toplumundaki yerlerini, insanın vereceği hizmetin her zaman kendilerininkinden daha pahalı olacağını bilmeli.

yalnız turkcell, çıkıp çağrı merkeziyle övününce çok gıcık kapıyorum. lan sen bana zaten önceden parasını ödediğim bir servisin için destek olmadın ki; ben bizzat ayrıca bir para ödedim, işsiz kalıp zoraki oraya oturttuğunuz operatör kardeşimle görüşmek için. onu birisi övecekse ben överim.

o benim çalışanım.

 

*

panopticon

 

Büyük Büyük Laflar.

hapishanelerin, fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere ve bütün bunların da hapishanelere benzemesi şaşırtıcı değil mi?

diye sorar süper baba fiko (faucoult). iktidarın gizli cezalandırmadan açık cezalandırmaya geçişini, modernin ve “daimi doğru” denen toplum normlarının oluşması için tarihi bir adım olarak görür. bence sadece modernizm denen şey değil uygarlık, medeniyet denen şey de hapishaneyle mümkün oldu.

bizi bir grup şempanzeden ayıran, kabullenemediklerimizi artık –kısmen de olsa- öldürmüyor oluşumuz belki de. onları bir hapishaneye koyabilecek ve yaşamalarına izin verecek kadar genişlettik tahammül sınırlarımızı. bu insana özgü tevazu, hayata biraz olsun saygı duyuşumuzdan. hayvanlar genelde açlık sebebiyle öldürür, bizim sebeplerimiz ise çok daha renkli.

belki de karnı tok bir büyük balık, eğer kontrol edebileceği bir hapishaneye de sahipse; küçük balık da artık özgürce yaşayabilirdi denizlerde. elbette, o sonsuz özgürlüklerinin sınırlarının hapishane ile komşu olması kaydıyla.

*

 

525px-Canadian_speech_balloon.svg

Kanada’ya da Güvenmiyorum.

komşuluk da zor bir kavram. komşuya dikkat edeceksin. sizi bilmem ama ben kanada’ya zerre güvenmiyorum mesela, millet çok seviyor. kanada’yla ciddi düşünenler bile var.

oysa kanada’da tam sinsi, yancı komşu tipi var bence. amerika’yla bir araya geldiğinde, onu bize karşı dolduruyor. sonra amerika bir yerde “yeter bu ortadoğu’nun allahsızlığı(ya da allahlılığı) deyip saldırınca da sanki kendi hiç olaylardan haberdar değilmiş gibi duruyor bir köşede masum masum.

desen niye böyle yapıyorsun, cevabı da hazır, “buralar çok soğuk”. lan bırak! sen çok tehlikelisin kanada, ayrıca eminim ki amerika’dan daha az kira ödüyorsun. siz kanada’yı övedurun, birisi bunu amerika’ya söylemeli.

*

Ay’da Sevişenler.

bilim-kurguyu seviyorum. ingilizcesi, i love bilim-kurgu. özellikle o “hard science-fiction” denen garip türün/dönemin füturist bilim-kurgusuna aboneyim. aslında toplumcu bir şairdi ama türkiye’nin en iyi füturist yapıtlarının da sahibi –daha pek çok en iyi ile birlikte- nazım hikmet’tir bence. mayakovski etkisiyle mayakovski’den canlı, sscb rüzgarıyla sscb’den güçlü futurist öyküler yazmış. öykü dediysem, uyaklı; ama öykü işte sonuçta. biraz cüretliyseniz, üzerine roman yazsanız olur.. hem de öyle böyle değil, ‘baskan yayınları’nın bilim kurgu serisinde bir numara olacak tatta:
tim23

trrrrum,
trrrrum,
trrrrum!
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!

beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!
her dinamoyu
altıma almak için çıldırıyorum!
tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,
damarlarımda kovalıyor
oto-direzinler lokomotifleri!

trrrrum,
trrrrum,
trak tiki tak
makinalaşmak istiyorum!

mutlak buna bir çare bulacağım
ve ben ancak bahtiyar olacağım
karnıma bir türbin oturtup
kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!

trrrrum
trrrrum
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!

 

*

 

gözlerinizin önünden tim white illustrasyonları geçiyor mu?

geçsin istiyorum..

 

Not:

he bir de nazım hikmet’e bir uyarım var, makinalaşırsan turkcell’in çağrı merkezinde çok sürünürsün usta..
üçe basla, beşe basla, sesinden tanırımla geçer ömrün..

 

turkcell beni sesimden tanır,
turkcell donumu g.tümden alır..

 

Leave a Comment

Additional comments powered by BackType