facebook olmasa, evimde otururdum miss gibi !
Ocak 20th, 2012 by Umut Karacaoğlu, under Boğa Boku, Dene-meme, Ricardo Dominic Şov. No Comments
yılbaşında dubrovnik’e gittim..
mesaj bu kadar basit aslında. bunu yazmak yeterli. ama sosyal medya öyle bir bela ki, “yeterli” denen şey, sadece “bayağı”nın sözlük karşılığı. sağır sultan’ın bile duymadığı bir aktivite; aslında boşu boşuna gerçekleştirilmiş bir aktivite demek.
görmek için gezmek, bilmek için gezmek, eğlenmek için gezmek, gezmek için gezmek; ama en çok da paylaşmak için gezmek; “yaptım” diyebilmek için yapmak; “yaşadım” diyebilmek için yaşamak.. başka bir gerçeklik varsa dahi, ancak “offline bir dünya”da mümkün.
konuşma boyunca “+” işereti ile mimlenen, gtg olarak bilinen bir dosttur. “-“ mimi de benim. eksi yani. komple eksi!
***
+ alo, üsta’d?
- alov, n’aber hacı?
+ iyidir n’ossun, döndün sanırım?
- döndüm döndüm, bir buçukta indi uçağım.
+ ee nasıldı tatil? bana biraz dubrovnik’ten bahset, yazıldığı gibi mi okunuyor mesela?
- nasıl olsun işte, yorgunluk. sırf yorgunluk mına ke.. ama bin litre alkol aldım dönüşte, o iyi oldu.
+ niye ya güzel değil miydi?
- yani.. old city güzeldi bi’, böyle 1500’lerden falan olduğu gibi korumuşlar koca şehri. etrafı da 3.5 kilometre boyunca surla çevrili. oradaki manzara güzeldi, insanı başka bir zamana..
+ (sözümü keserek, kolpa bir ilgiyle) hea çok güzel, çok iyi. kuşkusuz sen daha çok insan manzaraları, o yüzlerin ardındaki hikayeler ile ilgili gözlem yapmışsındır, sonuçta bu konuda tam bir üstadsın?
- manitalar diyorsun yani?
+ single ladies.
- vallaha işte normal. pek bi’ numarası yoktu. hardcore katolikler zaten. ayrıca ben de hardcore evli olduğum için en fazla zihnimi tatlı tatlı meşgul ettiler…
+ (bir daha sözümü keserek) zaten evlenmişsin, ne diye yurt dışına gezmeye çıkıyorsun? mantıksız.. check-in yapmadın facebook’ta, göremedik?
- ben sen miyim lan, sudiye’ye kahve içmeye gittiğimde bile check-in yapayım?
+ o protest bi’ tavır abi o bi’ kere. yoksa ben nerelere gidiyorum, değme restoranlara, belçika’lara, fransa’lara.. ama check-in’imi suadiye’de caddebostan’da yapıyorum.
- asi kişiliğini yakından bildiğim için bu tartışmayı fazla uzatmıyorum, gerçi benim asıl derdim de bu zaten. gezdik geldik eyvallah da bak yakın dostumsun, senin bile doğru düzgün gidip geldiğimden haberin yok. ben bu işin pr’ını iyi yapamadım. şimdi bir yandan dubrovnik gezimi facebook’ta ballandıra ballandıra paylaşmak, sağa sola duyurmak istiyorum; bir yandan da facebook apaçisi olmaktan tırsıyorum.
+ evet, o çok tehlikeli bir iş. aslında en temizi açacaksın oraya “dubrovnik 2011” diye albümü, basacaksın içine fotoğrafları, veryansın alev alsın.
- oha. ben malca olmasın diyorum, sen en görgüsüz, en malca yöntemle geliyorsun. hani diyelim böyle onlarca gezim olsa, hadi albüm açayım, dubrovnik diye başlık atayım.. ulan zaten bi’ dubrovnik’e gitmişim, ondan sonraki albümün adı “göztepe 2012” olursa çok biçimsiz olur.
+ sen check-in yapacaktın abi, en temizi oydu.
- yok hacı, sen beni anlamadın. ben, dubrovnik’e gitmek benim için öyle büyük bir mesele değilmiş sanki her hafta yurt dışına çıkıyormuşum, kafam atınca kendimi prag’da buluyormuşum gibi bir hava yaratmak niyetindeyim. bugüne dek hiç check-in yapmamışım; sonra tak, “umut karacaoğlu @dubrovnik”.. insanlar “ulan bu da ne malmış, ne hıyarmış” diye düşünmez mi? bence düşünür, ben öyle düşünüyorum insanlar hakkıında çünkü..
+ anladım, sen “dubrovnik’e gittiğim bir şekilde duyulsun bilinsin; ama sanki benim hiç s..imde değilmiş gibi olsun” peşindesin.
- heh! aynen. “off gene mi yurt dışı seyahati..” kafasında.
+ o zaman sen asıl şansı kaçırdın abi. oradayken yanındaki birinin facebook’ta check-in yapmasını sağlayacaktın, o yaparken de kendini etiketletecektin.
- oha! teknolojiye gel!
+ tabi abi, ben genelde öyle yapıyorum. gerçi o zaman o arkadaşının arkadaşı olmayanlar yorum yapamıyor.
- ya s.çayım facebook’un bu ayarlarına he. arkadaşının arkadaşı, abonemin dostu, kayınçomun badisi.. eskiden ne güzel basit formülü vardı: “dostumun dostu dostumdur, düşmanımın dostu düşmanımdır” bitti. açık, net!
+ olsun gene herkes görüyor da.. neyse zaten o treni kaçırdın sen check-in yaptırmayarak..
- hacı aslında böyle tespitler falan yoluna mı gitsem, ne bileyim tespitlerimle ilgili fotoğraflar falan paylaşsam: “hırvatlar poker oynarken çok allahsız oluyorlar. gerçi onlar default olarak allahsız, o da ayrı” ya da “hırvatistan’da her şey sudan ucuz; çünkü su çok pahalı!” gibi. sanki, hani “ben işin mekanında değilim, tespitindeyim” der gibi gibidiyz marka.
+ olabilir; ama dubrovnik’i allayıp pullamalısın o zaman, çok değişikmiş gibi… sonuçta sen bir üstadsın, dubrovnik’i bize satacaksın, sevdireceksin, gerekirse 300 sayfa 500 sayfa yazacaksın..
- yav nesi değişik? sırf bizimle 1200 türk gitti g.t kadar şehre zaten. her taraf türk’tü. yolda bi’ kıza akıcı ingilizcemle casino’nun yerini soruyorum; “sen türk müsün? aksanından anladım” diyor. filolog sanki pezevenk.. sen merinos stili saçınla dubrovnik’e gelmişsin ama; ben sana bir şey demiyorum. efendi gibi ingilizce soruyorum..
+ ya abi şimdi tespit de tehlikeli. benim bir edinburgh gezim vardı, hani sen yazmıştın.
- evet, gidip kraliyet gemisine s.çmıştın.
+onu karıştırma. işte öyle olmamalı, yaptığın gezinin değerini düşürmemelisin. anlatacaksın işte; rusya, mevlana, beş hececiler..
- off. ben bu facebook işiyle uğraşamayacağım galiba ya. artık gördüklerime söylerim alttan alttan. “yılbaşında buralarda neler olmuş yahu, ben dubrovnik’teydim, gündemi kaçırmışım” gibisinden.
+ yazık olacak geziye. millet gittiği akşam yemeğinden bile en az 20 fotoğraf, 3 albüm, 2 check-in, 4 yeni arkadaşlık talebi ile dönüyor. yuh olsun sana!
- ulan ne sanki, ilk kez akşam yemeğine çıkmış gibi 10 gün konuşup fotoğrafını döndürüyorlar orada. ben utanırım, içimde çekingen bir sincap var, %100 sosyal ayı değilim.
+ öyle deme. paylaşım sonuçta.
- yarin yanağından gayrı her şeyi paylaştınız sanki mına ke. yeter lan. zaten.. bak şimdi aklıma geldi, instagram’dan fotoğraf paylaşaydım keşke dubrovnik’te.. aklıma gelmedi. “dubrovnik’te kahve keyfi”.. sonuna “keyfi” ekledin mi her şeyi paylaşabiliyorsun.
+”güneş gözlüğü vasıtasıyla hırvat manitalara dikiz keyfi.”
- gerçekten o sırada yaptığı şeyden keyif alan adamın, elde telefon internete girmesi de ayrı bir bulşit. inandırıcı değil.
+ abi, işin açıkçası ben de “bu hiç düşünmedim” “facebook’a girmek aklıma gelmedi” ayaklarını pek yemiyorum. internet paketin mi yoktu senin?
- ehe ehe.. öhm.. yani aslında aldım da 20 mb’ı 19 tl’ydi, bitti hemen.. boş yere gezdim geldim ya resmen. ağzıma sıçtın turkcell.
+ ağzm sçtn trkcll..
- hacı benim duvarıma girip, “ne yaptınız dubrovnik’te?” falan diye sorsana. zor durumdayım..
+ asıl bulşit bu dediğin işte..
- bulşit yenigün ve grubu!
+ seni çalıştıran şirkete de, sınırlarına alan ülkeye de yuh olsun arkadaş! facebook’ta gezisini paylaşmaktan aciz adam gelmiş burada ahkam kesiyor. umut kara g.’ye kalay keyfi.
- hacı, bu fotoğraflar nereden yükleniyordu ya?
*
——— PLOP! (lif ağırlıklı yoğun bir kütlenin suya düşerken çıkardığı ses gibi) ———-
*
+…
- tuvalette misin lan sen?
+ neden bahsettiğin hakkında hiçbir fikrim yok!
- kuşkusuz. iyi oldu ben de sansasyonel bi’ final arıyordum..
+ lan bunu da yazma, piç ettin zaten edinburgh gezimi sosyal medyada.
- yazdım bile.
*
(bu yazıyı aslında “blog dergisi” için yazmıştım ama işte serde tutunamayanlık var, derginin yayını durmuş. çat diye döktüm buraya.
katkılarından dolayı ‘antro ki’yi ve “gtg”yi elliyorum)
Leave a Comment
Additional comments powered by BackType

