Rss Feed

Umut Karacaoğlu

n'apsaydım, banka mı soysaydım?

bunca yıl, ne kadar yaşayamadıysan; o kadar yaşlısın işte..

Ekim 26th, 2010 by , under Boğa Boku, Dene-meme. 8 Comments

yaşlanmanın geçirdiğimiz yıllarla değil, başımızdan geçmeyenlerle ilgili bir şey olduğunu düşünmüşümdür hep.

bunca yıl, ne kadar yaşayamadıysan; o kadar yaşlısın işte..

yapamadıklarım, gidemediklerim, göremediklerim..

bunların, yapamadıklarının sayısı arttıkça yaşlanıyor insan;  yaptıklarının sayısı arttıkça değil.

işin acı yanı bu yalnızca bir nicelik değil, aynı zamanda da bir nitelik sorunu.

eskiden yapacağın, yapabileceğin şeyleri yapamamak;

hatta yapma isteği bile hissetmemek.

onları zamanında nasıl olup da yaptığına şaşmak..

salonundaki kanepenin bir çeşit hücre/saray haline gelmesi ve duvarın gerisinde akan hayatı reddediş.

biliyorum,

orada beni eğlendirebilecek, bana yeni ufuklar açabilecek bir şeyler var;

ama kim kolayca ulaşabildiği, bilinir olanın sürprizsiz keyfi yerine;

rastlantısal bir deneyim kumarının huzursuzluğunu göze alabilir ki?

“üstelik, havalar bu kadar erken kararırken?”

kim?

daha fazla oksijen tüketen olumlu insanlar mı?

*

onlar alabilir.

onlar alıyor da.

ben alamam..

alamam anam babam, öğrenci akbili bile ayarlayamamışım bir yerlerden.

öyle çilekeş bir varoluş sancısındayım.

gnctrkcll yazarken bile beş dakika düşünüyorum!

yaşlanmak;

onlardan biri olmayı bırakıp,

onlardan biri olamamanın boşluğunu onlarla dalga geçerek doldurmak sanırım..

*

ne çok üçüncü çoğul şahıslı cümle oldu lan.

oysa üçüncü tekil çok daha samimi.

“o” da kocaman bir harf.. dev çember. yazmak bile zor.

mükemmel yuvarlak..

on dördüncü yüzyılda vatikan‘a sanatçı seçmek için papa bir yarışma açmış da giotto denen abimiz kazanmış.

giotto’nun gönderdiği eser yalnızca mükemmel bir çembermiş.

(bakının; yalnızca ve mükemmel yanyana hoş durmadı biliyorum ama mükemmel çember diye biri var)

bence papa’ya sinyal çakmış resmen.

vatikan’a sanatçı seçmek,

papa’nın yarışma düzenlemesi,

giotto’nun çember çizerek kazanması falan..

olay tamamen giotto ile papa arasındaki bir yaşanmışlığa (pompa) dayanıyor gibi.

*

(papa’lık makamına saygım sonsuz, benim işim kişilerle şahıslarla, ölçülerim bardaklarla kaşıklarla)

her neyse,

onlar diyorduk; hala gidecek, görecek yerleri olanlar;

hala yeni insanlarla tanışanlar,

hala.. hala bir şekilde yaşamaya çalışanlar..

ben öldüm; siz yaşamaya çalışanlar, siz tam bir budalasınız.

demek ki ölümün tek zevki de yaşayanlarla dalga geçebilmek olacak.

cennet, “one man show” tarzı bir mekan olsa gerek.

mekanım cennet olsa gerek..

*

yok,

yaşayanlara anlam veremiyorum..

eskiden ben de onlardan biriydim.

bir şekilde, lerzan mutlu konserine bile gitmişliğim var.

olayların akışına kapılmanın dayanılmaz embesilliği kontrole şuursuzca yenik düşerken;

şimdi, lerzan mutlu’nun yüzünü bile doğru düzgün hatırlayamıyorum..

(yukarıdaki görselde de poposundan tanıdım kendisini)

ne içirdiniz oğlum bana?

*

he ayrıca,

“sabah iş var”la başlayan bir gecede, devrimci ne olabilir ki?

zam mı?

peh..

*


 

*

görseller.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

8 Comments

ayşegül  on Ekim 27th, 2010

herşeyi kontrol etmeye başladıgında yaşlanmışsındır.yaşlandım mı acaba dedirtti bu yazı bana..yarın ilk otobüse atlayıp hiç bilmedigim bir şehre gitsem,peki işe kim edecek:(

Umut Karacaoğlu  on Ekim 27th, 2010

otobüse atlayıp hiç bilmediğiniz bir şehre gitmenin öyle çılgın, romantik veya isyankar bir tarafı yok bence. sabaha karşı otogara inişi var, otogardan şehir merkezine taksisi, ne yapacağını bilememe, bir kafede oturup sıkılma ve “ne yapıyorum mına ke?!” diyerek eve geri dönüşü var. otobüste yanınıza oturup torunu hakkında size binlerce gereksiz detay anlatan yaşlı ve kabarık saçlı “konken teyze”den söz etmiyorum bile..

ayşegül  on Ekim 27th, 2010

sen gitmeden yaşayacaklarını öngördügün için farklı birşey yaşama ihtimalini zaten baştan yok ettin.farklı bir şehire gitmeyede gerek yok,ama insan işe giderken bile yolunu değiştirmiyor.hamster hesabı çemberde dön dur.sonra vay yaşlandım mı acep diye sorgula.

Umut Karacaoğlu  on Ekim 28th, 2010

heh doğru diyorsun, işte ben de onu anlatmaya çalışıyorum.

ayşegül  on Ekim 28th, 2010

güzel anlatıyosun eline,emeğine sağlık:)

ayşegül  on Ekim 28th, 2010

fon yaşlı olmuş:(

Umut Karacaoğlu  on Ekim 29th, 2010

depresyondayım ayşegül, saçımı boyatacaktım dedim blog’un temayı değiştireyim, daha ucuza gelir.

ayşegül  on Ekim 29th, 2010

kuaförde pahalı olur kap bi koleston 7.1 ben evde boyarım.pür neşe olursun.

Leave a Comment

Additional comments powered by BackType